Pages

7 Nisan 2010 Çarşamba

Anneme mi sorsam, kitaba mı baksam?

TÛBA KABACAOĞLU




Hayatınızda ilk kez bir test sonucunun ‘pozitif' olmasına bu kadar çok seviniyorsunuz. Bir anda hayatınız değişiyor aslında. İlk zamanlar biyolojik olarak bunu hissedemeseniz de yavaş yavaş anneliğe hazırlanıyorsunuz. Gün geçtikçe karnınızın büyüdüğünü gözlemliyor, içinizde minik bir kelebeğin kanat çırptığını hissediyorsunuz. Zamanla küçücük ayaklar karnınızı tekmeliyor, âdeta oradan çıkmak istediğini söylüyor size. “Ha geldi, ha gelecek” derken bebeğinizi ansızın kucağınızda buluyorsunuz. O size, siz ona dikkatli dikkatli bakıyor, yaşadıklarınıza anlam vermeye çalışıyorsunuz.

Her şey bu mutlu sonla bitmiş gibi gözükse de asıl bundan sonra daha da çetrefilleşiyor işler. Bir yandan yeni sıfatınıza alışmaya çalışırken, diğer yandan bu büyük sorumluluğu nasıl taşıyacağınızı düşünüyorsunuz. Muhabir, sanatçı, siyasetçi kim olursanız olun kendi içinizde sıkıntılar yaşıyor, zaman zaman tükendiğinizi hissediyorsunuz. Uykusuz geceler, yorgun günler derken zaman hızla ilerliyor. Bu meşakkatli süreçte anneyi en çok geleneksel yöntemler ile kitabi bilgilerin, uzman tavsiyelerinin çakışması yoruyor. “Acaba hangisi doğru?” diyorsunuz.

Günümüz anne adayları bebek bakımını, ‘yeni hayat'ında karşılaşacağı sorunları, bebeğin genel geçer rahatsızlıkları karşısında neler yapacağını çeşitli uzmanların kaleme aldığı kitaplardan öğreniyor. Bilirkişi önerilerinden faydalanmak isterken kulaktan kulağa aktarılmış geleneksel yöntemler karşısına çıkıyor ve ister istemez kafası karışıyor. Hem bilimselliği hem de yüzyıllara meydan okuyarak günümüze kadar gelmiş pratik bilgileri terk etmeden orta yolu bulmak gerekiyor. Peki katkı maddeli malzemeler ve ilaç kullanmadan bebeğin sağlığını korumak mümkün mü? Piyasada ‘bebeklere özel' üretilmiş her ürünü kullanmak doğru mu? Hangi zararlı maddeleri miniklerden uzak tutmalı?

MUSKAT CEVİZİNİ DENEDİNİZ Mİ?


İlk kez anneliği tatmış hanımlar ellerinde küçücük bir yavruyla henüz ne yapacağını bilemezken; bebeğin geceleri gittikçe artan gaz sancıları başlar. Eğer yanınızda deneyimli birileri yoksa soluğu hastanede almamanız için hiçbir sebep yoktur. Çünkü bir-iki haftalıkken başlayan sancılar gittikçe şiddetlenir. Saatlerce sürer, bitip bitip tekrar başlar. Aslında gaz sancıları zarar vermeyen, belli bir süreyle sınırlı, fizyolojik bir olaydır. Dolayısıyla kesin, belirli bir tedavi yöntemi bulunmamakla birlikte gazı azaltıcı birtakım önlem ve davranış biçimleri içine girmek elzemdir. Piyasadaki gaz giderici ilaçların hepsi güvenilir değil. Üstelik en erken ikinci ayın sonunda kullanılması lazım. Bitkisel içerikli olduğu söylenen ilaçların bile çocukları sersemletip uyuttuğu üzücü bir gerçek. Yan etkisi bulunmayan yöntemleri seçmekse en iyisi. Hekimler ve ebeveynler genelde rezene çayının hem bebeği hem de anneyi rahatlattığını söylüyor. Hazmı kolaylaştıran, hafif kramplı mide ve bağırsak sorunlarına iyi gelen bu şifalı bitkinin spazm giderici özelliği de var üstelik. Demleme usulü elde edilmiş sıvıyı hem bebeğin, hem annenin tüketmesi tavsiye ediliyor.

Rezeneden sonuç alamayanlar için nesilden nesile aktarılan diğer bir etkili yöntem, müskat adı verilen küçük Hindistan cevizi. Müskatı bir çay kaşığına küçük tırnağınız kadar kazıyıp üzerine anne sütü sağıyorsunuz. Bu doğal karışım hem iştah açıyor, besliyor, sakinlik veriyor hem de gaz sancısına birebir. “Ölümden başka her şeye şifadır” denen çörekotu da kolik ağrılarına çözüm olabilir. Yarım çay kaşığı çörekotunu bir çay bardağı su ile kaynatıp ılık vaziyetteyken gün içinde biraz biraz bebeğe içirmeniz yeterli. Gaz sancılarının sıklığına göre bu işlemi her gün tekrarlayabilirsiniz.

Bebeğiniz huzur içinde uyurken birden kızarıp kasılmaya, ağlamaya ve bacaklarını toplamaya başladığında aklınıza iki ihtimal gelir. Ya gaz sancısı vardır ya da kaka yapacaktır. Önce bebeğin gazını çıkarmaya çalışın. Bu eylem sonuç vermiyorsa ikinci ihtimali düşünün. Bebekler kakalarını rahat yapamadıklarında huysuzlanıp bağırır, hatta ciddi acılar çeker. Kalın bağırsağın sonundaki kaslar sertleşip kakanın normal geçişini önlediğinde bebekler kabız olur. Kaka bağırsakta ne kadar uzun süre kalırsa o kadar sıkılaşıp kurur, vücuttan atılması zorlaşır. Sertleşmiş kaka kalın bağırsağın son kısmından geçerken yırtılmalara ve çatlaklara sebep olur. Tüm bunlar da minicik bir bebek için kaldırması oldukça güç şeylerdir. Kabızlığı giderici ilaçlar satılsa da bunlar zamanla bağımlılık yapabilir. Bundan dolayı daha sağlıklı yöntemler bulup minikleri ilaç bağımlısı yapmamak en iyisi. Genelde kabızlık giderici şuruplar tavsiye edilse de bu problemi doğal yollarla aşmak mümkün (Tabii bebeğin herhangi bir sağlık sıkıntısı yoksa).

Annelerin bu konuda imdadına yetişecek en önemli malzeme, mucizevi özelliğiyle dikkat çeken zeytinyağı. Küçük yaşlardan itibaren çocuklara ilaç yüklemesi yapılmaması gerektiğini savunan hekimler de zeytinyağını tavsiye ediyor. Üstelik bebek gelişimine katkı sağladığı da bilinen bir gerçek. Bunun için günde iki kez bir çay kaşığının içine iki-üç damla zeytinyağı ile aynı miktarda su damlatıp bebeğe içirmeniz yeterli. Bebek ikinci ayını tamamladığında su karıştırmadan saf zeytinyağını verebilirsiniz. Miktarı bebeğin aylarına göre artırabilirsiniz. Katı gıdalara geçtiğinde de evde hazırladığınız mamaların içine bir çay kaşığı ilave edebilirsiniz. Göbek deliğine saat yönünde masaj yaparak zeytinyağı sürmeniz de dışkı çıkarmayı kolaylaştırır.

Gazını çıkaramayan, kakasını yapamayan ve üşüten bebekler şiddetli karın ağrısı çeker. Tabii bu durumda ne uyuyabilir ne de ağlamadan durabilirler. Karın ağrısını dindirmek için sıcak su torbası koymak bir çözüm olabileceği gibi (yalnız her bebeği sakinleştirmeye yetmez) nane-kekik karışımından da faydalanılabilir. Bunun için bir fincan su cezvede kaynatılır. Ocağı kapattıktan sonra suyun içine 1 çay kaşığı nane, 1 çay kaşığının ucuyla da kekik ilave edilir. Demlendikten sonra içine çok az miktarda şeker atılarak bebeğe içirilir. Karışım ufaklıkları hem rahatlatır hem de karın ağrılarını dindirir.

BEBEKLERİ ÜŞÜTMEDEN BÜYÜTMENİN SIRRI

Bebekler için “Kuşun kanadından soğuk alır.” der büyüklerimiz. Bundan dolayı da onların vücut ısılarını sabit tutmaya, mümkün olduğunca soğuktan-sıcaktan korumaya çalışırlar. Kıt kanaat geçen hayatlarında doktor yüzü görmeden bebeklerini büyütmenin derdine düşerler. Derme-çatma yapılmış, sobalı evlerde bebekleri banyo yaptırmak da sıkıntıdır, hasta olduğunda iyileştirmek de. Çözümü doğada bulurlar nitekim… Minikleri üşütmemek ya da üşütme kaynaklı hastalıkları tedavi etmek için karabaş yağından faydalanmışlar yüzyıllardır.

Soğuk kış günlerinde bebeklerinin bedenlerini ısıtmak, üşütme kaynaklı karın ağrılarının önüne geçmek isteyen ebeveynler miniklerin karnına ve ayaklarının altına karabaş yağından sürebilir. Sırt ve göğüs kafesine de saf zeytinyağıyla masaj yapabilir. Kısa bir süre sonra ne zeytinyağının ne de karabaş yağının kokusu tende kalır. Soğuk kış günlerinde, banyodan sonra, bebek dışarı çıkarılırken ve eve döndükten sonra rahatlıkla uygulanabilir. Bu yöntemin kış aylarında dünyaya gelmiş bebekleri hastalıktan korumanın en etkili, ucuz ve pratik yolu olduğu tecrübelerimle sabit.

BEBEKLER KİMYASALLARDAN DAHA FAZLA ETKİLENİYOR!


Günümüz şartlarında bebek bakımı oldukça kolaylaştı. Hazır bezler, ıslak mendiller, bebe yağları, losyonlar, kremler vs... Hepsinin albenisi de fazla, tüketeni de... Dış görünüşlerindeki şirinlik, etiketlerindeki saflık ve temizlik imajının ise insanı etkilememesi mümkün değil. Ürünlerin “bebeklere özel” üretilmiş olması da ayrı bir cazibe merkezi tabii. Fakat gelin görün ki minikler için satın alacağımız her malzeme onun sağlığına uygun değil. Evladımız için satın alacağımız her şeyin etiketini okumalı, ona şimdi ya da gelecekte zarar verecek kimyasal maddelerin içlerinde yer alıp almadığına bakmalı. Sanılanın aksine piyasadaki birçok üründe bebeklere zarar verecek katkı maddeleri mevcut. Yalnız bunların varlığını fark edebilmemiz için hangi kimyasalların ne için, hangi ürünlerde kullanıldığını bilmemiz ve bir an önce doğal alternatiflere doğru rotamızı çevirmemiz şart. Sonuçta bebeklerin seçim yapma gibi bir şansları yok. Onların sağlıklarını korumak biz ebeveynlere düşüyor...

Günlük hayatımızda kullandığımız ürünlerle, soluduğumuz havayla, yediğimiz ve içtiklerimizle yaklaşık 80 bin kimyasal maddeye maruz kalıyoruz. Ve her yıl bu maddelere yüzlercesi ekleniyor. Bu kimyasalların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılması uzun ve pahalı bir süreç gerektirdiğinden bunların sadece yüzde 30'u test edilebiliyor. Dolayısıyla yapılacak bilimsel araştırmaları beklemeden onları hayatımızdan ‘olabildiğince' çıkarmamız lazım. Cildimiz en büyük ve en hassas organlarımızdan biri. Ağız yolu ile alınan kimyasalın bir kısmı boşaltım sistemi vasıtasıyla atılırken deri yolu ile alınanlar direkt kana karışıyor. Normalde vücuttan atılması beklenen birçok madde de sık kullanım sonucu karaciğer, böbrek ve yağ tabakasında birikiyor. Bebeklerin vücut savunma sistemleri tam gelişmediğinden, yetişkinlere göre kimyasallardan daha çok etkileniyorlar. Mesela bebeklerin popo temizliğinde kullanılmak üzere üretilmiş ıslak mendillerin hem kokuları hem de ambalajları can alıcı. Fakat içlerinde yer alan zararlı maddeler alerji, cilt tahrişi, zehirlenme bile yapabiliyor, üstelik kanserojen etkiye de sahipler. Ambalajların üzerinde “Alkolsüzdür”, “Nemlendirici etkiye sahiptir”, “Dermatolojik olarak test edilmiştir”, “PH dengesine zarar vermez”, “Bebeklere özel”, “Yenidoğan” şeklindeki ibareleri çok dikkate almayın. Bunlar ıslak mendilin daha az zararlı ya da zararsız kimyasallar içerdiği anlamına gelmiyor çünkü. Ürün satın alırken “içindekiler” kısmını muhakkak okuyun.

AŞAĞIDAKİ ZARARLI MADDELERE DİKKAT!

Eğer; paraben (koruyucu) çeşitleri methyl, ethyl, propyl, butyl, isobutyl, benzil paraben ile propylene glycol (petrol türevi), phenoxyethanol (koruyucu), peg-40 hydrogenated castor oil (hidrojene edilmiş hintyağı), zehirli 2-bromo-2 nitropropame-1,3 diol, methylisothiazolinone, sodyum hidroksit, fınn, kansorejen formaldehit, triclosan, zehirli carbomer, sodium benzoate, cilt gözeneklerini tıkayan paraffinum liquidum, benzil alcohol, zehirli benzyl benzoate, fragrance (parfüm), 3-lodo-2 propynyl butyl carbonate, cetrimonium chloride, polyquatemium 7 ve coumarin gibi kimyasallardan bir ya da birkaçı varsa o ürünü kesinlikle satın almayın.

Öyleyse bebeklerin popo temizliği nasıl yapılacak? Cevap basit: Su ve pamukla... Günümüz şartlarında bu cevap biraz itici gelse de yavaş yavaş bilinçlenen aileler için sadece su ve pamuğun birleşiminden meydana gelmiş ıslak mendiller büyük marketlerde, eczanelerde ve bebek ürünleri satılan mağazalarda artık mevcut. İçindekiler kısmında sadece su ve pamuk yazıyor. Diğer ıslak mendiller gibi kremli, nemlendiricili, hoş kokulu değil. Fakat çok daha sağlıklı. Maliyeti düşük olmasına karşın özel bir alıcı kitlesine hitap ettiği için diğer ıslak mendillerle arasında ufak bir ücret farkı var. Üçlü paketlerde satın aldığınızda daha ekonomik oluyor…

YÜZDE YÜZ DOĞAL PİŞİK KREMİ

Bebek bakımında oldukça önemli bir diğer konu da miniklerin popolarına sürülen krem ve pudralarla alakalı. Tüm gün bez içinde kalan tenlerinin tahriş olmaması, kızarmaması neredeyse imkânsız. Anneler muhakkak ek bir üründen faydalanmak mecburiyetinde. Fakat burada da dikkatli olmak lazım. Piyasadaki pişik kremlerinin içinde likit parafin, vazelin flant gibi petrolden elde edilmiş ürünlerin yanında sentetik koruyucu, koku ve boyar maddeler mevcut. Bebek genital bölgesi yetişkinlere göre daha geçirgen olduğu için de bu zararlı kimyasalları tenlerinin emmemesi mümkün değil. “Hangi ürün daha sağlıklı?” derseniz ne yazık ki şu an için tek bir alternatifin bulunduğunu söyleyebiliriz. O da yeni çıktı piyasaya. İsmi “Naturalive Beauty Yüzde Yüz Doğal Hipoalarjik Pişik Önleyici Krem”. İçeriğinde zeytinyağı, çinko minerali, badem yağı, balmumu, kakao yağı, lavanta yağı, vitamin B5 ile vitamin E bulunuyor. Yani geçmişte kullanılan doğal maddeler ile bugünkü bilimsel araştırmalarla etkinliği kanıtlanmış ham maddelerden yapılıyor. Doğal yapısı sayesinde kabuklu yaralar, pişik ve isiliklerin çabuk iyileşmesine ve tahrişle ilgili rahatsızlıkların giderilmesine yardımcı oluyor, cilde asla zarar vermiyor, hiçbir yan etkisi de bulunmuyor. Üretiminde petrolden elde edilen vazelin, parafin, petrolatium, koruyucu katkı maddesi ve sentetik koku kullanılmıyor. Market raflarında ise henüz satılmıyor. Ancak internet üzerinden ürüne ulaşabiliyorsunuz. Siparişiniz en geç iki gün içinde adresinize teslim ediliyor. Siparişi http://www.naturalive.com.tr adresinden veriyorsunuz.

BEBE YAĞLARI PETROLDEN ELDE EDİLİYOR!

Pişik, isilik oluşumunu engellemek için kullanılan bir başka ürün de talc (talk) pudrası. Doğal kaynaklı bir ürün olmasına karşın içinde asbest lifleri (kansorejen) bulunabiliyor. Avustralya'daki Melborn Üniversitesi'nde yapılan çalışmada bu liflerin yumurtalık kanserinin oluşumunu artırdığı sonucuna varılmış. Uzmanlara göre; özellikle bebeklerde ve çocuklarda asla kullanılmamalı. Bu ürünün doğal alternatifi ise mısır nişastası. Pudrayla aynı sonucu veriyor.

Bebek poposunu pişik, kızarıklık ve tahrişlerden önlemek için geleneksel yöntemlere başvurmaksa en akıllıca olanı. Bunun için kantaron yağı ile zeytinyağından faydalanabilirsiniz. Kantaron otundan elde edilen yağ, bebeğin tenini besliyor, mikrop-bakteri oluşumunu engelliyor, yaraların, kızarıklıkların, çatlakların kolaylıkla iyileşmesini, cildin pürüzsüzleşmesini sağlıyor. Bebeğin altını her açtığınızda bu iki bitki yağını dönüşümlü şekilde sürün. Sıcak yaz günlerinde bile bebeğinizin herhangi bir sıkıntı yaşamayacağından emin olabilirsiniz.

Market raflarında ilgili ilgisiz herkesin dikkatini çekebilecek kadar güzel görünümlü, mis kokulu bir başka ürün de bebe yağları. Kullanım alanı ise çok geniş. Hekimlerin birçoğu miniklerin vücudundaki kuruluğu gidermek, prematüre doğanların gelişimine katkı sağlaması için bebe yağlarını tavsiye ediyor. Gerçi çocuk doktorunun böyle bir önerisi bulunmasa da ebeveynler şartlanmışçasına bu ürünlerden faydalanıyor. Banyo sonrası tende kalan hoş kokusu en önemli tercih sebebi. Oysa istisnasız bu ürünlerin tümünde petrolatum - mineral oil - liquidum paraffinium bulunuyor ve petrolden elde ediliyorlar. Cildin gözeneklerini tıkayıp cilt fonksiyonlarını olumsuz etkiliyorlar. Diğer nemlendirici yağlara göre daha ucuz olduğundan bu maddeler özellikle tercih ediliyor.

BEBEKLER ZEYTİNYAĞIYLA YAPILAN MASAJI ÇOK SEVİYOR

Henüz bebe yağının icat edilmediği dönemlerden günümüze kadar gelen en önemli nem kaynağı aslında zeytinyağı. Yan etkisi, katkı maddesi yok. Üstelik bebek doğduğu andan itibaren kullanılabilir. Herhangi bir yan etkisi bulunmuyor, hatta uzmanlara göre bebeğin gelişimini olumlu yönde etkiliyor. Banyo sonrası kuruyan teni nemlendirmeye de fazlasıyla yetiyor. Zeytinyağını bebeğin eklem yerlerine, bacaklarına, sırt ve göğüs kafesine yuvarlak hareketlerle masaj yaparak uygulayın. Ufaklığın ne kadar rahatladığını, mutlu olduğunu siz de göreceksiniz. Vücut 3-5 dakika gibi kısa bir sürede yağın tümünü emecektir. Böylece ne zeytinyağı kokusu kalacaktır ne de kıyafetler üzerinde leke. Hatta bu uygulamayı yapmak için miniklere banyo yaptırmayı da beklemeyin. Bunu her gün tekrarladığınız eğlenceli bir oyuna dönüştürün. Günde bir kez uyku öncesinde zeytinyağıyla masaj yapılmış bebekler rahat ve daha uzun süre uyuyor. Bunun için piyasada satılan uyku öncesi uygulanması tavsiye edilen bebe yağlarını asla kullanmayın.

Anne-babalar, “O kanserojen, bu doğal değil. Hangi birinden kaçacağız ki? Boşuna çabalamanın anlamı yok” demesin. Elbette ki kimyasalların olmadığı bir dünyada yaşamamız mümkün değil. Ama zararsız, doğal alternatifler varken minicik bedenleri kimyasalların etkisine açmak da doğru değil. Unutmayın, evlatlarımız emanet bize…

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/detaylar.do?load=detay&link=26484

2 yorum:

Eylem dedi ki...

benim oglum büyüdü ama yine de hepsini not aldım.çok güzel bilgiler.

kalpkurabiye dedi ki...

kesinlikle anneye sor canım benimm nasıl yetiştiğine bir bak ona göre davran değilmi:))
sevgiler canımm..

ekmek

Labels